Ben Buldum!

      Her bilim insanı “evreka” diyeceği anı düşleyerek çalışmasını sürdürür. Çünkü bu kelime, bilim insanlarına sonsuz bir şöhret ve çok büyük mad­di kazanç getirir. 2002’de Rus matematikçi Grigori Perelman, yüz yıldır çözülemeyen Poincare sanısı problemini çözdü. Ama çözümü hakemli bir dergide ya­yımlatmak yerine bir internet sayfa­sına yükledi. Bir grup Çinli matema­tikçinin yayımladıkları makalelerle çözümün kendilerine ait olduğunu iddia etmesinin ardından yaşanan tartışmalar sebebiyle matematiğe küsen Perelman 2005’te matematiği bıraktı. 2006’da matematiğin Nobel’i sayılan Fields madalyasını, 2010’da ise Clay Enstitüsü’nden kazandığı bir milyon doları reddeden Perelman, şu aralar Saint Petersburg’da annesiyle beraber yaşıyor ve ne ile uğraştığı bilinmiyor. Aslında bu yaşananlar ilk değil. Bilimsel buluşların sahiplenil­mesi daha önce de tartışmalara konu olmuştu. Tarihin en sancılı “bunu kim buldu” tartışmalarından biri için ise 350 yıl öncesine gitmeliyiz.

Ben Buldum - Görsel 1
Grigori Perelman – Wikipedia

            Matematiğin temel yapı taşı olarak bilinen alanına kalkülüs deriz. Söz­lük anlamı “hesap yapmak için kullanılan çakıl taşı” olan kalkülüsün iki ana damarı vardır: İntegral kalkülüs ve diferansiyel (türev) kalkülüs [Latin­ce integralis (parçaların bütünü, birleş­tirme) ve differentialis (farklarını alma, parçalarına ayırma)]. Bu dalın kullanım alanları mühendislikten ekonomiye, bi­yolojiden kimyaya kadar gider. Bilimin birbirinden bu kadar farklı alanlarında kullanılan kalkülüsün bulunuş hikâyesi, bilim tarihinin en dramatik olayları ara­sında ilk sıralarda gelir.

        17. yüzyıl modern bilimin doğduğu yüzyıl olarak bilinir. Kalkülüs, bu yüz­yılda ortaya çıkmış ve etrafımızda olup biteni açıklamaya çalışan bilim insanla­rına bir temel olmuştur. Kalkülüsün bu­lunmasında iki büyük figürün rol aldığı bilinir: İngiliz Isaac Newton ve Alman Gottfried Wilhelm Leibniz.

            Isaac Newton, modern bilimin babası olarak gösterilir. 1661’de Trinity College’da yüksek öğrenimine başlayan Newton, ortalama bir öğ­renciydi. Çünkü zekâsını evrende meydana gelen hareket olaylarını açıklamaya adamıştı. Küt­leçekimi, optik, ışık ve renk üzerine yazdığı teoremler hâlâ geçerliliğini koruyor. Gezegenlerin ve yıldızların nasıl hareket ettiğini onun sayesin­de biliyoruz.

Ben Buldum - Görsel 2
Leibniz’in su çarkı modeli. Fotoğraf: Wilhelm Hauschild (1932).

            Gottfried Leibniz ise uluslararası bilim çevrelerinde tanınmasına rağmen hiçbir zaman akademisyen olarak çalışmadı. Çok yönlü bir bilim insanı olmasıyla ün yapan Leibniz’in katkı verdiği bilim dalları arasında tarih, ekonomi, teoloji, dil bilimi, biyoloji, jeoloji, hukuk, diplomasi, politika, matematik, mekanik ve felsefe bulunur. Le­ibniz, Nuremberg Üniversitesi’nden hukuk derecesi aldıktan sonra eğiti­mine devam etmek için Mainz’a yer­leşmişti. Mainz prensine danışman­lık yaptığı sırada Fransa kralının Osmanlı İmparatorluğu’na saldır­masını sağlamak için Paris’e giden Leibniz, girişiminde başarısız olun­ca, kendisine akademik dünyada bir yer edinmek için Fransa’da kalmaya karar verdi.

Ben Buldum - Görsel 3
Leibniz’in hesap makinesinin replikası. Alman Müzesi, Münih.  

            Newton ise 1665’te Londra’daki veba salgını nedeniyle Cambridge Üniversitesi’ni terk edip doğduğu şehir olan Woolsthorpe’a geri dön­müştü. İzole halde geçirdiği iki sene içinde kalkülüs dâhil olmak üzere birçok buluşa imza atan Newton işe başladığında, Galileo’nun çoğu nitel olan düşünceleri ile Kepler’in hare­ket yasası dışında kendisine yardım edecek çok fazla çalışma yoktu. İşte böyle bir ortamda, kişisel notlarına göre 1665’in Şubat ayında kalkülü­sün temelini oluşturan fikirlerini üretmişti. Cambridge’e geri dön­dükten sonra yazdığı 1669 tarihli De analysi per aequationes infinitas ve 1671 tarihli De methods serierum et fluxion başlıklı kitaplarında akıların yöntemlerini, yani integral ve dife­ransiyel (türev) kalkülüsü açıkladı. Fakat akademik çevrelerin, özellikle daha önce ışık teoremi üzerine yaz­dığı bir makaleden dolayı sorun ya­şadığı Robert Hooke’un yapacağını düşündüğü eleştirilerden korkan Newton, kitaplarının basılmasına izin vermemişti. Çalışmalarını gös­terdiği birkaç isim arasında eski öğ­retmeni olan ünlü matematikçi Isa­ac Barrow, İngiltere’nin bilim mer­kezi olan Royal Society’nin sekreteri Henry Oldenburg ve Newton’un ki­taplarını basmaya uğraşan matbaacı John Collins vardı.

görsel1
Newton’un kişisel notlarının ilk sayfası: “Not fit to be printed” – “Basılmaya uygun değil”. Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi.

            Leibniz 1673’te Londra’ya gidip birçok ünlü matematikçi ile tanış­mıştı. Londra’da geçirdiği iki aylık sü­rede Oldenburg ve Collins ile iyi iliş­kiler kurmuş, Isaac Barrow’un not-larına ulaşmıştı. Çalışmaları saye­sinde Royal Society’e kabul edilen Leibniz, Paris’e döndüğünde Mainz prensinin öldüğünü ve işsiz kaldığı­nı öğrendi. Bundan sonraki iki yılda gözden kaybolup kendini çalışmala­rına adayan Leibniz, kişisel notlarına göre 1675’te kalkülüsü bulmuştu. Bu tarihten itibaren matbaacı Collins ve Royal Society’nin sekreteri Olden­berg ile yaptığı yazışmalarda bulu­şundan bahseden Leibniz, Newton ile hiç doğrudan temas kurmamıştı.

            Daha sonra Oldenberg’in ikna ettiği Newton, 1676’nın Haziran ve Ekim aylarında Leibniz’e iki mektup yolladı. Bu mektuplarda çok az detay veren Newton, ikinci mektubunda kodlanmış bir şekilde akı yöntemini bulduğundan bahsetmiş ve başka açıklama yapamayacağını belirtmiş­ti. Londra’ya ikinci defa giden Leib­niz, notlarını John Collins’e gösterip ondan Newton’un kalkülüs notlarını aldı. Bu noktada yaşananlar, ileride Newton’un Leibniz’i hırsızlıkla it­ham etmesine neden olacaktı. Fakat Leibniz, Newton’un notları eline geç­meden önce kendi kalkülüs yöntem­lerini üretmişti bile.

            Londra’dan sonra Almanya’ya geçen Leibniz, 1684’te Leipzig Üniversitesi’nde integral ve diferan­siyel kalkülüsü açıklayan Acta Erudi­torum adlı kitabını yayımladı. İki yıl sonra yeni bir makale yazan Leibniz, iki yayınında da Newton’dan bahset­memişti. Newton ise ünlü Principia Mathematica adlı kitabını yazmayı 1686’da bitirmişti, fakat kitap ancak 1693’te basılabildi. Newton bu kitap­ta John Collins’e 1672’de yolladığı ve kalkülüs yöntemlerini içeren mek­tuba yer vermişti. En büyük rakibi olarak gördüğü Robert Hooke’un ölümünden sonra Royal Society’nin başkanı olan Newton, bir yıl sonra 1704’te Optika isimli kitabını yayım­ladı. Newton Optika’da akı yöntemini detaylarıyla açıklamıştı.

            Optika’dan sonra bilim dünya­sı hayrete düşmüştü. Newton ve Leibniz’in kalkülüs için kullandıkları yöntem ve semboller tamamen fark­lıydı. Ama bir probleme uygulanınca iki yöntem de aynı sonucu veriyordu. İki büyük bilim insanının aynı anda, farklı yöntemler kullanarak kalkülü­sü keşfetmiş olduğuna kimse ihtimal vermiyordu. Genel görüş birinin kal­külüsü bulduğu, diğerinin ise “hır­sız” ya da “ikinci keşfeden” olduğuy­du. “Kalkülüsü kim buldu” tartışma­sına en başta katılanlar, Newtoncular ile Leibnizcilerdi. İlk önce, matema­tikçi bir aile olan Bernoulli kardeşler­den bir makale geldi. Leibniz’in bir­leştirme yöntemine “integral” ismini veren ünlü matematikçi Johann Ber­noulli, sadece Leibniz’in kalkülüsü bulduğunu iddia etmekle kalmamış, Newton’un Leibniz’in yöntemleri­ni çaldığını da söylemişti. Newton tarafında ise büyük matematikçiler yoktu. Almanya’yı sevmeyen John Wallis’in de etkisiyle Newtoncuların genel kanısı, kalkülüs’ü ilk bulanın bir İngiliz olması gerektiğiydi. Yani akademik bir konu, iki ulus arasında gurur meselesine dönüşmüştü.

            Newton’un öğrencilerinden biri olan John Keill’in 1708’de yazdığı bir makale ise ipleri gerecekti. Ke­ill makalesinde kalkülüsü keşfeden kişinin Newton olduğunu kesin bir dille belirtmişti. İki yıl sonra eline geçen makaleye çok sinirlenen Le­ibniz, Royal Society’e bir mektup gönderip özür talep etti. Keill, Royal Society’nin başkanı olan Newton’un izniyle ikinci bir makale daha yayım­lamıştı, fakat yazısında herhangi bir özür yoktu. Leibniz karşılık olarak Newton’un kalkülüs çalışmalarıyla ilgili isimsiz bir analiz yazısı yazmış ve kalkülüsü kendisinin bulduğunu iddia etmişti.

            Newton her iki bilim insanının da Royal Society üyesi olduğunu belirterek çözüm bulmak için bir ko­misyon kurulmasına karar vermişti. Ancak burada bir sorun vardı. Komis­yonun başkanı, Royal Society’nin de başkanı olan Newton’du. Komisyona seçilen üyeler ise matematik konusunda bilgisizdi, hatta bu üyelerin kimler olduğu an­cak iki yüz yıl sonra açıklandı. Yani kararı Newton verecekti. Kısa bir süre sonra komisyon Newton’un kal­külüsü ilk bulan kişi olduğuna, ama Leibniz’in de kalkülüs sembollerini üreten kişi olduğuna karar verdi. Leibniz’in kalkülüs yöntemlerini kullanmayı reddeden İngiliz bilim insanları, sonraki iki yüz yıl boyunca matematikte Avrupalı meslektaşları­nın gerisinde kalacaktı.

            Bugün genel kanı Newton ile Leibniz’in kalkülüsü birbirlerinden bağımsız olarak keşfettikleri yönünde. Fakat bilimsel bir keşfi kimin yaptığı tar­tışması, bazen haksız yere bir haya­tın kararmasına neden olabiliyor. Hikâyemizde zarar gören taraf ise Leibniz olmuştu. Şu anda okutulan tüm kalkülüs kitaplarında onun yön­temleri ve sembolleri kullanılıyor olmasına rağmen, tüm zamanların belki de en çok yönlü bilim insanı olan Leibniz, hayatının son yıllarını yalnız, beş parasız ve tüm saygınlığı­nı yitirmiş olarak geçirmişti.

görsel2
Newton ile Leibniz’in türev metotlarının karşılaştırılması. Leibniz’in türev yöntemi daha kısa ve matematikçiler için anlaşılması daha kolay olmak ile birlikte kullandığı semboller günümüzde geçerliliğini koruyor.

Kaynak

Hofmann, J., Leibniz in Paris 1672-1676: His Growth to Mathematical Maturity, Cambridge University Press, 1974.

Hall, R., Newton versus Leibniz: from geometry to metaphysics, edited by I. Bernard Cohen,

Cambridge University Press, s. 431-454, 2002.

Leibniz, G. W., The Early Mathematical Manuscripts of Leibniz; Translated and with and Introduction by J. M. Child, Dover Publications, 2005.

Cajori, F., “Who was the first inventor of the calculus?”, The American Mathematical Monthly, Cilt. 26, s. 15-20, 1919.

Cajori, F., “The Spread of Newtonian and Leibnizian Notations of the Calculus”, Bulletin of the American Mathematical Society, 1921.

Hall, R., Philosophers at War, Cambridge University Press, 2002.

Bardi, J. S., The Calculus Wars: Newton, Leibniz, and the Greatest Mathematical Clash of All Time, Thunder’s Mouth Press; Second Printing edition, 2006.

 

Leave a Comment

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s